Kayıtlar

Köleler ve Kilitler

Resim
  Yıl 2012. İzmir açıklarında küçük bir balıkçı teknesi. Ayaklarını uzatsan değecek kadar kıyıya yakın. İçinde kadın, çocuk, bebek 61 "kaçak" göçmen. Yakalanma korkusuyla onları kamaraya kilitleyen ve kaçan bir kaptan. Sonuç kilitler ardında boğularak can veren insanlar. Bu korkunç olayı şahit olanlardan öğrenen İrfan Alış başlıyor acının türküsünü yazmaya. "Bu şarkının yazılması iyi bir şey değil. Eğer ben bu şarkıyı yazdıysam, bu olay olmuşsa bu bile başlı başına yası tutulması gereken bir şey" diyor bir röportajında. Zaten şarkının en dramatik yerinde şöyle sesleniyor dinleyenlere; Keşke anlattıklarım yalan olsa... 

8 MART KUTLU MU OLSUN GERÇEKTEN?

Resim
"Ne erkek olmak hüner ne kadın olmak Vallahi çok zor değil sırf insan olmak" Yıllar önce çalıştığı fabrikada haklarını elde etmek için yakılan kadınların aleviyle aydınlanan bir gün 8 Mart. O gün öldürülen kadınlarla başlayan mücadelede çok haklar elde edildi, çok başarılar kazanıldı, çok kazanımlar sağlandı fakat bugün bile yaşadığımız acı aynı. Yitip giden, hikayesi yarım bırakılan binlerce kadının yası dinmek bilmiyor. Ağıtlarımıza her gün yeni isimler ekleniyor. Anneler, kız kardeşler, evlatlar, çocuklar yok oluyor. 

Baharın Müjdecisi Yaren

Resim
  Bir masalın iki kahramanı onlar. Adem Amca ve Yaren. Bir balıkçı bir leylek.. Onların hikayesi yıllar boyunca sürerken sadece bir dostluk öyküsü olmanın ötesine taşındı. Baharın müjdecisi oldu Yaren. Umut oldu, sevinç oldu. Yarenin gelişi hepimizin içine bahar oldu.  Tam 15 yıldır göç zamanı aynı köye gelip yuva yapıyor. Bununla da kalmayıp Adem Yılmaz’ın kayığına konup ona yarenlik ediyor. 15 yıldır bu durum böyle sürüp gidiyor. Öyle bir alışkanlık ki çocuk sevinciyle bekliyor Adem Amca onu. Yaren de bazen bir kaç gün fazladan bekletse de hayal kırıklığına uğratmıyor hiç dostunu.

BARIŞ ABİ..

Resim
  Barış Manço.. Herkes için ayrı bir yeri var. Herkesin hayatında bir şekilde var. Kara Sevdas’ıyla, Dönencesi ile Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’sıyla, Gülpembe’siyle. 99 yılında gittiğinde ardında gözü yaşlı milyonlar bırakmıştı. Ailemizden birini kaybetmiş gibi eksik kalmıştık hepimiz. Çünkü herkesin bir Barış abisi vardı kalbinde. Çok şey yazdım şimdiye kadar Barış Manço’nun benim için ne ifade ettiğine dair. Yine de o kadar çok şey var ki onun için söylenecek. Çünkü Barış abi ölmez. Barış Manço bitmez. En güzeli de onu hiç görmemiş miniklerin dahi büyük bir sevgi ile şarkılarına eşlik edişi. Ürettiği şey öyle büyük ki o minik yürekler hissediyor en derinden. Yıllar sonra bile Barış Abi ile büyüyor adam olacak çocuklar. Çünkü Barış Manço iyilikten, sevgiden, barıştan bahsediyor. Sözlerine dikkatle kulak verince seni daha bir insan yapıyor. Sadece Arkadaşım Eşek değil sadece Domates Biber değil. Dikkat kesilip baştan sonra Barış Manço dinlediğinizde bir Anadolu köyünde sırtını as...

EŞİT MASALLAR

Resim
  "Çocukken çok masal dinledik. Büyüdük, çocuklarımıza da bu masalları öğrettik. Aslında fark etmeden eşitlikçi olmayan roller biçtik. Pamuk Prenses’e bir cadı elma verdi, çaresizce onu bir prensin öpmesini bekledi. Sindirella hep acılar çekti, tek kurtuluş yolu kendini prense beğendirmekti. Kırmızı Başlıklı Kız çok saftı kurda inandı, kurt onu bir lokmada midesine attı. Peki başka masallar mümkün olamaz mı? Bir ülkede zeki, gözü kara prensesler ve tıpkı onlar gibi cesur, iyi kalpli prensler yaşayamaz mı? Üvey anneler hep kötü mü olmalı? Prensesler hep prenslerini beklemek zorunda mı ya da prenslerin tek görevi prensesleri kurtarmak mı? Bu rolleri değiştirirsek, toplumdaki roller de değişir. Çünkü kadın-erkek eşitliği kavramı, küçük yaşta gelişir. Biz eşit bir geleceğe inanıyoruz. Bunun için Eşit Masallar projesini hayata geçiriyoruz.  Eşit bir yarına uyansın çocuklar!" Böyle güzel bir manifestosu var projenin. Özetle anlatıyor aslında her şeyi. Bana takdir etmek kalıyor sade...

BİR MÜZİK RÜYASI-ÇEKİRDEK SANAT EVİ

Resim
                                             Bir ev düşünün her duvarı sanat kokan. Bir ev düşünün ki döneminin boğucu atmosferinde gelecekten umut bekleyen insanlara nefes olan. Öyle bir ev düşünün ki bugün bile gönlümüze ferahlık veren şarkıların yükseldiği, onların bize miras kalmasının en önemli nedenlerinden biri olan. Öyle bir ev ki yıllar öncesinden salonunda yankılanan sesleri günümüze ulaştıran. Şarkıları pencere önünden rüzgara doğru söylenen. Rüzgarın kıvrımlarıyla denize denizden yüreklere sürüklenen. Düşler kurduran, düşleri gerçek yapan. Çekirdek Sanat Evi böyle masalsı bir misyona sahip olmuş bir oluşumdu. Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil gibi iki dev ismin omuzlarında yükselen her yönüyle bu ikilinin devrimsel ruhu ve naifliğini taşıyan bu düş gibi yapı el çizimi kapakları ve o günlerin kayıtları olmasa dilden dile bir efsane olarak kalacaktı belki de....

NEDİR BU NORMAL?

Resim
  Hayat normal akışında devam etmesin artık!  Bir dönem haber bültenlerinde en çok duyduğumuz cümlelerden biriydi. Büyük felaketler yaşanır, bombalar patlar, depremler olur, madenler çöker, kazalar yaşanır yüzlerce insan ölür ve bir spiker çıkar der ki "Hayat normal akışında devam ediyor." Çok öfkelenirdim, çok kızardım. Bülent Ortaçgil'in naif sesi çınlardı kulağımda "Nedir bu normal?" Normal miydi gerçekten yaşanan her şey. Hiçbir şey olmamış gibi 'normal' hayatlarımıza devam edebilir miydik? 10 yıl önce aşağıdaki satırları yazmıştım bu konu üzerine.