8 MART KUTLU MU OLSUN GERÇEKTEN?




"Ne erkek olmak hüner ne kadın olmak
Vallahi çok zor değil sırf insan olmak"


Yıllar önce çalıştığı fabrikada haklarını elde etmek için yakılan kadınların aleviyle aydınlanan bir gün 8 Mart. O gün öldürülen kadınlarla başlayan mücadelede çok haklar elde edildi, çok başarılar kazanıldı, çok kazanımlar sağlandı fakat bugün bile yaşadığımız acı aynı. Yitip giden, hikayesi yarım bırakılan binlerce kadının yası dinmek bilmiyor. Ağıtlarımıza her gün yeni isimler ekleniyor. Anneler, kız kardeşler, evlatlar, çocuklar yok oluyor. 

Bir mücadelenin adıdır 8 Mart. Emekçi Kadınlar günüdür tam adı. Öyle çiçekle böcekle şov yapma, yılda bir kez kadın seviciliği yapma günü değildir. Kadının adını nezaketle, kırılganlıkla, annelikle süsleyip kutsallaştıracak gün değildir. Bir şeye kutsallık verilmesi ona gizliden yapılan eziyetlerin kılıfıdır her zaman. Annelik, kadınlık sadece birer sıfattır fazlası değil. Ne üstünlük ne kutsallık ne koruyuculuk ne merhamet istiyoruz bu hayattan. İnsanca yaşamak istiyoruz sadece yaşamak. 

Toprağa düşen her kardeşimiz bir parça götürüyor içimizden. Cesaretimizden, inancımızdan, umudumuzdan, hayallerimizden. Bir erkeğin kanlı ellerinde can vermek kaderimiz olmamalı. Takıntılı bir sevgili, tanımadığımız bir manyak, namusunu temizleyecek bir abi, kendini kadının sahibi zanneden bir koca tarafından öldürülmek istemiyoruz. Eksilmek istemiyoruz biz. Çocukları annesi bırakmak, anne-babalara evlat acısı olarak kalmak istemiyoruz. Kardeşlerimizin yasını tutmak istemiyoruz. Her günü bir ölümün yıldönümüyle anmak istemiyoruz. 
"Ölmek istemiyorum" demişti Emine Bulut. 
Hatırlıyor musunuz? 
Ölmek istemiyoruz. 

Daha en temek hakkımızda sıkışıp kalıyoruz biz. Diğerlerini talep etmek lüks gibi. Eşitlik, adalet, yok sayılmamak, bedenimizle yargılanmamak, ikinci sınıf insan muamelesi ile karşılaşmamak, özgür olmak.. 

8 Mart kutlu mu olsun gerçekten?
 Kutlayalım mı?
 Her yıl daha ileriye götürmemiz gereken adımların koşar adım geriye gittiğini görüp çiçeklerle avunalım mı? 
Kutlu mu olsun gerçekten?

Bizim şarkılarımız yasımız, bizim türkülerimiz yarım kalan sevdalarımız, bizim şiirlerimiz dinmek bilmeyen acılarımız.. Tüm bunları hatırlamak zorundayız. Hesabını sormalıyız. Az önce bir slogan gördüm bir pembe bir karton üzerinde: 

Kalanların gidene borcudur özgürlük!

Bu yüzden vazgeçmeye hakkımız yok bizim. Düşmeye, pes etmeye hakkımız yok. Mücadele etmek zorundayız. Daha güçlü daha dik daha cüretkar daha sesli olmak zorundayız. Üstelik Cumhuriyet gibi bir hazinenin temeli üzerinde yükseliyor  Türk kadını. Mustafa Kemal Atatürk gibi bir liderin yol göstericiliği ile aydınlanıyor umudumuz. Daha güçlü sarılmalıyız köklerimize o yüzden. Haklarımıza daha yüksek sesle sahip çıkmalıyız.

Umut hiç yok mu dersek? Kadının olduğu yerde umut olmaz mı hiç? Kadın ki doğurganlığın adı, kadın ki umudun adı. Üstelik yüzlerce ilham verici kadın hikayesi ile dolu bu topraklar. Umut veren, geleceğe ışık olan, kendi alanlarında yüzlerce gence önder olan güzel kadınlarımız var. İyi ki varlar.. Var olsunlar.. Çok olsunlar.. 

Çok yükümüz var şu toplumsal hayatta evet. Fakat yine biz kadınlara düşüyor mücadele etmek. Düşsek de ayağa kalkmak, direnmek. Ne yapıyorsak yapalım en iyisi ile yükselmek. Sadece insan olarak var olmanın değerini bilen çocuklar yetiştirmek. Sevmek, sevgiyi yüceltmek, ümidi var etmek. Kırılsak da çiçek açmak, ruhumuzu yeşertmek. 


Yazımı bugünün ruhunu seslendiren birbirinden güzel kadınların ses verdiği yepyeni bir şarkı ile tamamlamak istiyorum. Şehrin güçlü kadın ozanı Sezen Aksu'nun kaleminden süzülen sözleri Sertab Erener, Karsu, Ceylan Ertem, Selin, Sena Gül, Safiye, Öykü Dörter, Eftelya Yağcı seslendiriyor. Bu güçlü kadınlara Chromas korosu eşlik ediyor. "Tuz" yaralarımıza ağıt olduğu kadar kadının üretkenliğinin, varlığın kaynağı oluşunu anlatan modern bir türkü olarak tüm kadınlara 8 Mart hediyesi olarak sunuldu. Dinlemek, dinlettirmek de bize düşer elbet. 



TUZ

"Hey benim dertli başım Ki ben hayatı doğuran başlangıcım Kızım, kadınım, anayım, aşkım Kırsan kırılmaz sabır taşıyım Canında canım en sadık yoldaşın Öncen sonran sırrın sırdaşın Özün benim sözün benim Kendini gören gözün benim Tohumuyum buğday başağının Sürgünüyüm zeytin ağacının Toprağıyım ana kucağının Tuzuyum yaranın gözyaşının Hey benim dertli başım Ki ben hayatı doğuran başlangıcım Kızım, kadınım, anayım, aşkım Kırsan kırılmaz sabır taşıyım Canında canım en sadık yoldaşın Öncen sonran sırrın sırdaşın Özün benim sözün benim Kendini gören gözün benim Tohumuyum buğday başağının Sürgünüyüm zeytin ağacının Toprağıyım ana kucağının Tuzuyum yaranın gözyaşının Kara kışta açan kardelen Suyu ekmeği yoktan var eden Tohumuyum buğday başağının Sürgünüyüm zeytin ağacının Toprağıyım ana kucağının Tuzuyum yaranın gözyaşının"












Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÜZİĞİN KÜÇÜK DEHASI: İPEK NİSA GÖKER

YAVUZ ÇETİN'E SELAM GECESİ

ADOLESCENCE- BİR ERGENLİK DİZİSİ