HAYATIMIZIN İNCİ TANELERİ



                                        

Bir  savunma mekanizması türüdür inci. Midyenin içine giren küçük bir parazit ya da kum tanesi ile başlar. Kendisi için tanıdık olmayan bu yabancı cisme karşı kendini korumak ister midye ve "Nacre (sedef maddesi)" denilen bir salgıyla kaplamaya başlar bu toz tanesini. Katman katman birikir sedef, aylar hatta yıllar alır bu süreç. Sonra yeryüzüne düşer ve ışıl ışıl parlaklığı ile insanın kıymetlisi oluverir. Önemsiz bir toz parçasıyken değerlenir. Farklı diye, yabancı gördüğümüz, istenmeyen ilan ettiğimiz, görmezden geldiğimiz fakat asıl kıymetini asla bilemediğimiz yüzlerce inci tanesi aslında hayatımızın tam içinde. Görmesini bilen gözlere... 


O inci tanelerinden bahsedeceğim şimdi. Bir engelliler günü yazısı değil bu. Yılda bir iki kere "kutlanacak" hatırlanacak, beylik laflarla, sahte cümlelerle, "normal" insanların vicdanını rahatlatacağı tarihler değil çünkü. "Normal" yaşamayı öğrenmek her günün gerekliliği. İnci tanelerini fark etmek, onların güzelliğini görmek tek bir günün konusu değil ki..

Bahsedeceğim ilk incimiz "Aris" Gazeteci, seslendirme sanatçısı, televizyon ve radyo programcısı Burak Acerakis'in hayatı 2015 yılında eşsiz bir kahramanın ellerine doğuşuyla tamamen değişiyor. Verdiği bir röportajda Aris ile tanışmasının ardından hissettiklerini şu cümleler ile anlatıyor;

"Utanç duygusu… Kendimi aydın, entelektüel birey sınıfında görürken, aynı gezegeni paylaştığım bu insanlar hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark etmenin utancı! Sayılarının ne denli fazla olduğu, ama buna karşın varlıklarına dair ne denli bilgisiz olduğumu fark etmek çok utandırmıştı beni." 

Bir çok özel çocuk ailesinin hissettiği duygu bu. Onları görmeyişimiz toplumsal bir gerçek maalesef. Neyse ki Burak Acerakis gibi cesur anne ve babalar verdikleri örnek mücadele ile onların değerli varlığını bize duyurmayı başardılar. Aris karşımıza kitaplarca süren bir maceranın baş kahramanı olarak çıktı böylece. Gücünü sevgi ile gülümsemekten alan Aris yanına kendisi gibi inci ruhlu arkadaşlarını da alarak çocukların ellerinde, heyecan dolu kalplerinde eşsiz bir kahraman olarak yerini alıyor. +1 kromozomunun yanında hayatımıza bir fazla umut, bir fazla sevgi, bir fazla güzellik getiriyor. 



Ozan Barış Sanlısoy'dan bahsetmeliyim sonra. Başarılı avukat annesi Sedef Erken, sevilen sanatçı babası Ogün Sanlısoy'un özel oğlu o. Eğitim hayatı boyunca yaşadığı zorluklar annesi bu alanda mücadele vermeye itti. Yıllar boyunca Ozan ve onun gibi sadece "farklı" olduğu için toplum ve eğitim dışına itilen çocuklar için çalıştı, didindi, her platformda sesini duyurmaya çalıştı. Otizmli onlarca çocuğun hayatına dokunmakla kalmadı benim gibi görmezlerin de bu kıymetli incilere karşı yüreğini açtı. Ruhuma dokunan en özel eserlerden biridir sevgili Ozan'ın babası Barış Sanlısoy ile seslendirdiği "Yağmur Çocuk" şarkısı. Bu nefis şarkı sizin de kalbinize seslensin isterim. Hepimiz biliyoruz ki bu kadar çok kirlenmişken "dünyayı sevgi paklar"





"Yorgun rengarenk ellerin
Karanlığımızdan korktun mu?
N’olur yaklaşsana, bir şey söyle bana

Herkesten kaçar gözlerin
Bir kez baksan son bulur mu?
Hadi anlatsana, derdini paylaşsana
Hiç dinmez yağmurların

İnsanlar bilmiyorlar, farkımı görmüyorlar
Güneşli günler güzel, yağmuru sevmiyorlar
Kirlenmiş hep vicdanlar, arınmak istiyorlar
Bu Tanrı’dan bir mesaj gel
Herkes kalbinde saklar
Dünyayı sevgi paklar"


Bir de prensesten söz açalım şimdi. Adı da kendisi gibi İnci tanesi. Downsendrella. Başında taşıdığı artı bir kromozomuyla ışıl ışıl parıldayan bir masal kahramanı kendisi. Güzel annesi Süreyya Ülkü Güler yüzlerce öğrenciye ışık olan bir öğretmen. İnci'si doğduğunda kucağına özel bir çocuk alan her anne gibi yaşanabilecek tüm duyguların karmaşasını yaşamış. Sonrasında ise hayatını sadece İnci'sinin gelişimine değil onun güzel kalbini herkesle tanıştırmaya adamış. Böyle çıkmış ortaya Downsendrella. Öğrencilerime okuduğumda şaşkınlıkla "Gerçek mi?" diye soracakları kadar eşsiz bir masal kahramanı. Mücadelesi ve gelişimiyle "normal" çocuklara da ilham olan downsendrella'nın gülümsemesi aydınlıkla eşdeğer. 



İpek Nisa Göker.. Dünyanın tüm seslerini ruhuyla duyabilen, üstelik bu sesleri piyanosuyla binlerce insanla buluşturan minik müzik dahisi. Onun kıymeti ve potansiyelini öğretmenleri ve ailesi fark ediyor. Böylece müziğin peşinden eşsiz bir yolculuk başlıyor. Dev sahnelere çıkıyor. Bestelerini insanlara ulaştırıyor. Seviyor, hissediyor ve durmadan üretiyor. İpek'in bir başka özelliği de kendisi ile aynı yuvayı paylaştığı diğer iki inci kardeşi olması. Aynı ailenin üç incisi onlar. Hepsi de birbirinden özel ve kıymetli. İpek'in melodileri insanların kalbine ulaşarak umudun simgesi olmaya devam ediyor. 



Sıradaki inci tanemiz Kayseri'den Emre. Ona normal olmadığı söylendiğinde fiziksel olarak yapamayacakları sıralanmış haliyle. Fakat annesi Aysun Açıkgöz'ün okuduğu bir makale ile aldığı karar Emre ile birlikte onunla aynı kaderi yaşayan, bu farklılığı çaresizlikle eşdeğer tutan onlarca çocuğa da umut oldu. Müziğin iyileştirici gücünü henüz 5 yaşında keşfeden Emre'nin öğrenme ve gelişme yolculuğunu takip etmek öyle keyifli ki.. "Sevgili takipçilerim" şeklinde başlayan heyecan dolu seslenişleri eminim ulaşabilen yaşıtlarına ilham veriyor ve geleceğe sevinçli bir umut oluyordur. Aysun öğretmenimize de oğlunun yolculuğuna bizi ortak ettiği için minnettarım. 



Bu güzel çocuklar buraya sığdırabildiklerim sadece. Yüzlerce inci tanesi fark edilmeyi, bilinmeyi, sevilmeyi bekliyor bir yerlerde. Üstelik zannediliyor ki farklı olan her birey "üstün yetenekli" olmak zorunda. Ya da sadece özel yetenekli olan farklı çocuklar görülmeye değer. Elbette de öyle değil. Farklı olmanın onlara yüklediği sorumluluk öyle büyük ki. Sadece "normal" hayatta olmak için bile büyük mücadeleler vermek zorundalar. Var olmak için kahramanca çabalamaları gerekiyor. Yaşları büyüdükçe hayat daha da zorlaşıyor onlar için. Bazen yolda yanında benimle yaşıt ya da büyük olan "farklı" bireyleri elinden tutarak yürüyen anne-babalar ile karşılaşıyorum. Kaç yaşında olursa olsun çocuk ruhu ile zorla tutabildikleri evlatlarını sürüklüyorlar. Başları yerde. Kimseye bakmamaya çalışıyorlar. Rahatsızlık verdiklerini düşünüyor hızlı adımlarla onlara atılan sert bakışlardan uzaklaşmak istiyorlar. Nasıl mahcuplar, nasıl ürkekler. Yaralarına dokunulmasın diye nasıl kaçıyorlar. Ben büyük utanç duyuyorum kendi adıma böyle anlarda. Onlara yaşattığımız bu korkunç hisler için utanıyorum. Kalbimin bam teli titriyor. İçinde yaşadığım toplumun "normallerinden" nefret duyuyorum. 

İşte bu yüzden az önce anlattığım inci tanelerinin varlığı çok kıymetli. Bu güzel çocuklar ve aileleri sayesinde yıkacağız o "normalleri". Birlikte yaşamanın tadını alacağız. Grilerimizden sıyrılıp rengarenk bir dünyaya kapı açacağız. İnciler, İpekler, Arisler, Emreler, Ozanlar ile başaracağız. Onların kahraman anne-babaları sayesinde kazanacağız. O zaman Daha yaşanılabilir bir dünya olacak burası. O zaman normal olacağız. O zaman inci gibi emek emek inşa ettiğimiz ışığa sarılacak, sevginin ışığı ile inci gibi parlayacağız. 















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÜZİĞİN KÜÇÜK DEHASI: İPEK NİSA GÖKER

YAVUZ ÇETİN'E SELAM GECESİ

ADOLESCENCE- BİR ERGENLİK DİZİSİ