GERÇEK ZAFERLER: MADALYALARIN ÖTESİNDEKİ HİKAYELER
Sporcularımızın özellikle son yıllarda çeşitli branşlarda yakaladığı başarılar ile seviniyoruz. Voleybolda Avrupa ikinciliği, basketbolda dünya ikinciliği gibi tarihi başarılar hepimizi gururlandırıyor. Genç sporcularımızın yıllara dayanan başarı hikayeleri, sabır ve azimle gelen sevinçleri onlar kadar bizleri de mutlu ediyor. Çünkü onların başarısı binlerce çocuk ve gencin de gelecek umudu demek. "Biz de yapabiliriz" inancını kalplere koymak demek. Giresun'dan daha 13 yaşında büyük takımlarda oynayabilmek, kendini geliştirebilmek için bambaşka bir şehre gelen Alperen, Balıkesir'de bir alt yapıdan başlayıp yıldızlaşan Ebrar ve diğerleri. Her biri küçük yaşlardan itibaren süren mücadele sonunda bu büyük başarıların mimarı takımların parçası oldular.
Diğer yanda bireysel sporlarda Teniste Zeynep Sönmez, yüzmede Kuzey Tunçelli, okçulukta Mete Gazoz, jimnastikte Ayşe Begüm Onbaşı tarihi zaferlere imza attılar. Kendi alanlarında öncü olarak yine nice gence idol oldular. O yüzden kazandıkları madalya ve ödüllerden çok daha büyük onların başarısı.
![]() |

Benim asıl hikayelerini yazmak istediklerim ise paralimpik sporcular. Bu yıl Defne Kurt'un art arda şampiyonlukları ile haber değeri oldu ve çok kişinin dikkatini çekti. Singapur'da düzenlenen Para Yüzme Şampiyonasında Defne Kurt yüzme kategorilerinde tam 5 dalda altın madalya kazandı. Hepimiz şaşırdık, merak ettik. Kimdi bu kız? Bu başarı ne demekti? İlk bakışta anlayamadığımız engeli neydi? Neler yaşamıştı? Ve bu başarı neden bu kadar az yer bulmuştu gündemimizde? Bir sporcumun kendi dalında 5 madalya kazanması az şey miydi?
Biraz araştırdıktan sonra edindiğim bilgi Defne'nin küçük yaşlardan yüzücülüğe başlamış olduğuydu. Geçirdiği bir kaza sonucu omurgasında oluşan hasar onu hayata küstürmemiş. Ki bunun ne kadar zor bir süreç olduğunu hiçbirimiz hayal edemeyiz. Şampiyonluğu sonrasında babasının paylaşımı bunu hepimize gösterdi. Aylar süren tedavi süreçlerinin fotoğraflarını paylaşan babası "Sen ne acılar çektin, yine de yıkılmadın şampiyon" demişti. Defne de "Hakettim!" diyerek paylaştı bu gönderiyi. Hak etmişti Defne elbette. Hem de her şeyin en iyisini kendi mücadelesi ile elde ederek hak etmişti.
Algınız bir konuda açılınca daha dikkatle takip etmeye başlıyorsunuz o konudaki haber ve gelişmeleri. Yüzme dalında Sümeyye Boyacı'nın dünya üçüncülüğü, Sevilay Öztürk'ün dünya ikinciliği, Umut Ünlü'nün dünya üçüncülüğü, Turgut Aslan Yaraman'ın dünya üçüncülüğü haberleri arka arkaya önüme düştü. Her birinin gözlerindeki ışık fotoğraflardan bile yüreğinize işliyordu. Madalya törenlerindeki gözyaşları bize bir başarıdan çok daha fazla şey anlatıyordu. O yüzden saniyelik bir haber değeri ile geçemezdim. Bilmem tanımam en azından hikayelerine kulak vermem gerekiyordu.
17 yaşında geçirdiği trafik kazası ile felç kalan Öznur Cüre Girdi'nin henüz altı aylıkken konulan teşhis sonucu yıllar süren ameliyat ve kemoterapi süreçlerden sonra kendisi ile aynı kaderi paylaşan takım arkadaşı Büşra Fatma Ün ile el ele verip Para Okçuluk Şampiyonasında altın madalyaya kavuşması görülmeye ve takdir edilmeye değer değil mi? Öznur ayrıca makaralı yayda tek başına ülkemize Dünya ikinciliği getirdi.
Özel sporcumuz Aysel Önder'in 13 yaşında başlayan atletizm yolculuğunu dünya rekoru ile kazandığı şampiyonlukla taçlandırması kutlanmaya değer değil mi?
Kimseyi bu konuda suçlamak da doğru değil. Çünkü bize anlatılmayan hikayeler bunlar. Kasıtlı değil görmezden gelindiği için. Görmezden gelmeye alıştığımız için. Sokağa çıkıp bakın? Kaç engelli insan göreceksiniz? Hayatın normal akışında yaşayan. İşine gidip gelen, yürüyüş yapan, önyargısız bakışlarla oldukları gibi nefes alan kaç insan var? Asıl suçumuz bu. Toplum olarak onların hayatını görmezden gelmemiz, kolaylaştırmak bir yana acıyan ve yargılayan bakışlarımızla bu güzel insanlara yaşam alanı bırakmamamız.
Paralimpik sporcularımızın başarıları ve bu alanda mücadele veriyor olması bu yüzden öyle kıymetli ki. Nasıl voleybolcu kadınlarımız kız çocuklarının umudu ise; 21 yaşında talihsiz bir kaza sonucu felç kalan Yiğit Caner Aydın'ın benzer bir kadere sahip takım arkadaşı Nihat Türkmenoğlu ile okçulukta dünya ikincisi olması da evinde umutsuzca hayata küsen yüzlerce genç için yaşama tutunma sebebi.
Azeri kökenli sporcumuz Muhammet Khalvandi'miz cirit atmadaki dünya rekoru ile kazandığı şampiyonluğun yarattığı umut sınırları aştı.
Abdullah Ilgaz "Allahım! Ben dünya ikincisiyim!" diye paylaştı yüksek atlamadaki başarısını.
Hamide Doğangün bacaklarını kaybettiğinde henüz 9 yaşında küçük bir çocuktu. Bugün 4 Avrupa şampiyonluğu, 6 Avrupa 1 dünya ikinciliği, 1 Avrupa 7 dünya üçüncülüğü ile bir milli kahraman. En son Dünya şampiyonasında kendi kariyer rekoru ile dünya ikincisi oldu ve turnuvadan toplam 3 madalya topladı.
Ebrar Keskin henüz 18 yaşında. Delhi'de kişisel en iyi derecesi ile Gülle atmada dünya ikincisi oldu. Tarihe ismini gülle atmada ilk gümüş madalya kazanan Türk kadın olarak yazdırdı.
Onların gerçek zaferi madalya kazanmak değil. Gözyaşları içinde çıktıkları derece kürsüleri değil. Onların gerçek zaferleri önce kendi içlerinde sonra hayata karşı verdikleri mücadeleye karşı kazandıkları. Ve daha büyüğü onların mutluluk gözyaşlarına hayallerinin yaşları karışan yüzlerce gencin ümidi olmaları. Üstelik bu dereceleri elde etmemiş olsalar da bu zaferden hiçbir şey eksilmezdi. Bu yolda mücadele eden her sporcu kendi hikayesinin şampiyonu. Bu vesile ile tanıdığım tüm bu güzel sporcularımıza, tanıyamadığım farklı branşlarda hayatta aslında hepimiz gibi yer edinme gayretinde olan herkese yürekten alkışlar. Zaferleriniz daim olsun!..

.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)

.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder