Eylülden Kalan

 


Fotoğraf tam bir hayal edilen ve aslında olan tablosu. Bu tatlış kardeşler bahçemizdeler. Elimizden geldiğince aç susuz kalmamaları için çalışsak da insan nasıl istiyor sıcacık bir yuvaları olmasını. Aç kalma korkusu olmadan, sevilecekleri, mutlu bir evde yaşamalarını.. Sunay Akın'ın "Çocuk ve Hüzün" şiirinden şu parça geliyor aklıma 

Yoksul bir çocuk görsem
yağmur altında üşüyen
köprü olmak geçer
hiç değilse
içimden

 

Bu ısınmak için birbirine sokulan kuzucukları görünce benim de içimden kocaman bir ev olmak geçiyor. Hiç değilse üşümeden geçirseler kışı diyorum. Sevilse güzel başları. Ruhları da sevgiyle dolsa. Kısacık ömürleri huzur dolu günlerle yaşansa. Her birine yetememenin hüznüyle devam etmek zorunda kalıyorum sokakları adımlamaya. 


Hadi hayata geri dönelim artık. Okumaya, yazmaya nefes almaya. Bir dostum okuyup yazmadan yaşadığım her an illegal yaşıyorum demişti. Ben de hayatın günlük telaşında koştursam da yüreğimde iz bırakıp geçen ince şeyler üzerine düşünmediğim, yazmadığım, okuyamadığım her an nefessiz hissediyorum. 

Sadece bir ay içinde neler neler yaşandı oysa. Basketbol milli takımımız heyecan dolu bir maç serisi sonrası dünya Avrupa ikincisi oldu mesela. "12 Öfkeli Adam" filmini izledim adalet, önyargılar, olasılıklar üzerine ne çok şey düşündürdü bana. Furuğ Ferruhzad'la daha detaylı tanıştım başlı başına bir yazının konusu o da. 

Onlarca minik yürek girdi hayatıma. Her biri ayrı bir macera.

 Mevsimin ilk gribi olundu. Güzel şarkılar dinlendi. Sokaktaki dünya tatlısı kedilere selam verildi, kendileri sevildi, beslendi. 

Sonbahar kendini iliklere kadar hissettirdi. Serinleyen havalar, gökyüzünü kaplayan bulutlar, çiseleyen yağmurlar ile ne tatlı bir geçişti. 

Eylül ayı böyle geçti. Yaşadığımı daha çok hissettirecek günlerin ümidiyle nefes aldıkça yeni şeyler söylemeye devam edelim öyleyse. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÜZİĞİN KÜÇÜK DEHASI: İPEK NİSA GÖKER

YAVUZ ÇETİN'E SELAM GECESİ

ADOLESCENCE- BİR ERGENLİK DİZİSİ