BİR CAN'A DOKUNMAK
Okulların tam olarak açılmasının ardından iki hafta geçti. İlk iki hafta süren okula uyum, alışma, düzen oturtma çabalarının ardından kafamı toparlayıp yazmanın başına oturabildim bugün. Artık yeni öğrencilerimi de kısmen daha iyi tanıyor, işime daha odaklı şekilde devam edebiliyorum. Aslında özellikle geçen haftalar içinde yaşananlardan sonra öyle çok sorguladım ki... (Aslında her yıl olduğu gibi) "Neden bu işi yapıyorum? Bu mesleği hakkıyla yapamıyorum. Daha kendi potansiyelimi gösterebileceğim bir işim olamaz mıydı? Her yıl aynı şeyleri yaşamaktan sıkıldım." gibi beynimi kurcalayan onlarca cümle ile mücadele ettim. Tüm bu sorgulamaların sonu sadece bir zorunluluk olması ötesinde gerçekten inandığım değerlere en uygun ve olmam gereken yerde olduğumu hatırladığım için ferahlatıcı bir noktaya geldi nihayet. Ve sezon başında yeniden okuduğum kitabımdan bahsetmenin de vakti gelmişti.
"Öğretmen olmak/Bir can'a dokunmak" Daha başlığından sorumun cevabını veriyor bu kitap. "Neden bu iş yapıyorum? -Bir can'a dokunmak için." Kesinlikle nedeni bu. Hayata ilk adımlarını atan minik kalpli çocukların ruhlarına dokunabilmek, onların en güzel zamanlarının tanığı ve ortağı olmak her zaman paha biçilemez bir kıymette. Bana her gün sevgiyle bakan, gözlerimin içine bakıp güzel bir söz duymayı bekleyen canım çocuklar.. İyi ki varlar... Hayatıma anlam katan bu çaba.
İşte Doğan Cüceloğlu ve İrfan Erdoğan sohbetlerinden oluşan bu kitap bana hissettiğim duyguları olması gereken meslek etikleri temelinde açıklıyor. Ne mutlu ki okuduğum her satırda gururla "Evet diyorum yazılanlar benim de inandığım ve gerçekleşmesi için çalıştığım değerler" Bu zor zamanlarda kendime yeniden güvenmemi ve mesleğime yeniden sarılmamı sağladı. O yüzden kitaptan seçtiğim alıntılarla "öğretmen olmak" üzerine yazmak istedim.
"Öğretmenlik yapmayı aşıp öğretmen olanlar eğitimde problem gibi görünen her şeyi fırsata çevirip harikalar yaratabilirler" Kitap temelde bu iki kavramı ayırıyor. Öğretmenlik yapmak/Öğretmen olmak. Hayatını hiç mış gibi yapmamış biri olarak mesleğimi de mış gibi yapamazdım zaten. Ve içtenlikle söylüyorum ki "ben öğretmen oldum." Çünkü sınıfa girip sadece saatini dolduran sonra arkasına bakmadan giden biri olamam. Ben hayatımın her anında öğretmenim ve bu vasfı taşımalı sezon boyunca her daim çocuklarımın gelişimi için çabalamalıyım.
"Aristo 'İnsan sevmediği hiç kimseden öğrenemez' der. Bu yüzden öğretmen kendisinden her an etkilenen öğrencilerle bir gönül köprüsü inşa eder" Öyle net bir anlatım ki bu... Sadece bu işi sevmeden yapamazsın ile açıklanamaz. Sevmek bir şey kazandırmanın da ön koşulu. Elbet öğrenir çocuklar a'yı b'yi c'yi. Ben seviyorum onları sadece. Onlara vermek istediğim yegane değer "sevgi" Tam bu noktada sayfalar sonra İrfan hoca şöyle soruyor Doğan hoca'ya;
"Öğretmen olabilmenin ancak sevgi ile mümkün olduğunu söyleyebiliriz değil mi?" Bunu içtenlikle yapabildiğim için kendimle gurur duyabilirim sanırım. Çok seviyorum canım çocuklar her birinizi hem de çok.
Kitapta en önemsediğim bölümlerden biri 'öğretmenin sahip olması gereken değerler' kısmı olmuştu. Her bir başlığı özenle okudum. Öğretmenlik gibi hayati bir mesleği gerçekten de bu değerleri özümsememiş kimse yapmamalı. Eğitimi önemsiyorsak, geleceğimizin harcı olarak görüyorsak öğretmenlerimizi bu değerler temelinde yetiştirmemiz ve onları bu özenle hazırlamamız şart. Keşke bu bölümü çerçeveletip her meslektaşımın görebileceği bir yere asabilsek diye geçirdim içimden. Peki nedir bu değerler?
1-Hakikat saygısı ve sevgisi
2-Sınırlar ve sorumluluk bilinci
3-Şevkle gayret etmek
4-Sevgi
5- Güven
6-Hizmet etme bilinci
7-Teşekkür etmek ve şükür duygusu
8-İç huzuru
9-Denge
10-Empati
11-Adil olmak
12-Dürüstlük
13-İşbirliği
Toplamda her biri ile ilgili uzun açıklamalar barındıran bu bölüm oldukça etkileyici ve önemliydi. İnsanın kendine tekrar tekrar hatırlatması gerek. Galiba iyi öğretmen olmak için önce iyi insan olmak gerek.
Tüm bu bilgiler ışığında en baştaki sorgulamalarıma geri dönersem cevaplara ulaşıyorum aslında. Sınıfa girdiğim an kapının ardında kalıyor tüm kaygılarım. Sadece onlar ve ben. Sadece onların mutluluğu ve benim büyük sorumluluğum kalıyor. Bu kıymetli kitabın bana kazandırdığı tüm bilgiler ile içimdeki sevgi ışığını yeniden hatırlıyor ve takip etmeye devam ediyorum. Ve doyasıya söylüyorum iyi ki öğretmenim!
Yazının sonuna Doğan Cüceloğlu tarafından tercüme edilmiş bir şiiri eklemek istiyorum. Annette Breaox ve Todd Whitaker adlı yazarların birlikte kaleme aldığı "Fifty ways to improve student behavior" kitabında yer alan bu şiir konuyu tam olarak da özetliyor aslında. Bana bu sezonun ve hayatımın motivasyonunu sağlayacak bir baş ucu şiiri.
Ben Sadece Bir Öğretmenim
Sadece elini değil onun geleceğini tutuyorsun
Yalnız aklına öğretmiyorsun, kalbine de dokunuyorsun
Sadece gözlerinin yaşlarını silmiyorsun içindeki ruhu da besliyorsun
Onların ne olacağında senin payın çok büyük
Onlarla bir dakika geçirmiyorsun, ömür boyu sürecek bir anı oluşturuyorsun
Sen gittikten sonra onlarda yaşayacaksın
Ne muhteşem bir gücün olduğunu aklın hiç bilemeyecek
Bu dünyada etkin hiç bitmeden sürecek sürecek sürecek
'Ben sadece bir öğretmenim' demek mümkün değil
Sen sözlerin anlatamayacağı kadar büyüksün
Öğrencinin sana bakışından kim olduğunu
Öğrencinin sana gülümseyişinden ne ifade ettiğini anla
Sadece elini değil onun geleceğini tutuyorsun
Yalnız aklına öğretmiyorsun kalbine de dokunuyorsun
Sadece gözlerinin yaşlarını silmiyorsun içindeki ruhu da besliyorsun
Onların ne olacağında senin payın çok büyük.

Yorumlar
Yorum Gönder