Mario Levi İle istanbul Yolculuğu
İstanbul... Aşık olmamak mümkün mü sana? Oturup Üsküdarın'da bir banka hayran hayran izlememek elde mi denizini? Boğazının rüzgarına kendini bırakıp hayallere dalmamak olur mu hiç? Kulelerinin taşlarına dokunup, surlarının içinden yürüyüp bu kadim tarihin bir parçası olmak nasıl olağanüstü hissettirmez ki insana. İstanbul... Tüm çirkinleştirme çabalarına rağmen hala güzel hala büyüleyici hala masalsı hala eşsiz. Onu hunharca işgal etmemize rağmen dayanıyor, direniyor. Ve yüzyıllardır kucak açıyor en güzel insanlara. Hatırlanmaz "benim" diyen hiçbir siyasi. Çağlardır yaşayan bu şehrin ressamı, yazarı, şairi, çizeri... İşte onlardan biri Mario Levi.
Bu yılın başında sonsuzluğa uğurladık onu. Benim için hep özel bir isimdi, hep önemli bir yerdeydi. Fakat henüz okumamış olmak benim mahcubiyetimdi. Vefatı bunu bir an önce telafi etme telaşına düşmeme sebep oldu. İyi ki... İki kitabını okudum şimdilik. "Bir Cuma Rüzgarı-Kadıköy" "Pazarın Yalnızları-Beyoğlu" Öyle keyif aldım ki bu güzel kitapları okurken. İstanbul'un içinde İstanbul'un içinden hikayeler okumak enfes bir deneyimdi.
Kendi adımladığım sokakları, caddeleri bir kitabın sayfalarında görmek ne güzeldi. Üstelik anlatılan yaralı insan hikayeleriydi. Neden İstanbul bunca farklı insanın yurdu? Çocukken haberlerde sürekli 'İstanbul' haberleri yapılıyor diye kızardım. Altı yıldır nefes aldığım bu şehir bana bunun nedenini yaşayarak anlattı. Ülkenin dört bir yanından insanların bir umutla, hayallerle, bazen de çaresizlikle yaşadığı şehirdi burası. Bizi de sürükleyen buna benzer nedenler değil mi? Yeni bir başlangıç Hayatımın yepyeni bir evresi. Bu macerada yaşanan yüzlerce anı gerçekleşen onlarca hayal... Bizim kişisel tarihimizin de en özel fonu İstanbul şimdi.
Her neyse iste bu insanların hikayesini anlatıyor Levi. Bu mahşeri kalabalıkta birbirine çarpan hayatlar. İstiklal de akıp giden insan yığınının bir parçası olduğumda bunu düşünürüm ben de. Değil ülkenin, dünyanın dört bir yanından insanların birbirine değdiği hayatlar toplamı. Bir an bile olsa bir fotoğrafın ortağı olmak. Bu his her zaman büyüleyici. Yaralı insan hikayeleri peşinde olduğunu vurguluyor sıklıkla yazarımız. Karşılaştığımız her insan yaralı mıdır? Burada cümlenin ortasında gelip oturuveriyor sorumu; "Nedir sıradan?" "Ne demektir sıradan?" Sıradan mıyız mesela biz. Büyük dramlarımız olmasa da gönlümüzün kırıkları yok mu? En sıradan görünenimizin bile anlatacak hikayesi yok mu gerçekten? Tercihimize bağlı olmaksızın dünyaya gelmek, geçmişini hiç bilmediğimiz bir anne babanın evladı olarak büyümek, kendini arama çabasına girmek, hatalar yapmak, dersler çıkarmak, düşmek, kalkmak, sevmek, sevilmek, küçük başarılar kazanmak, yenilgiler tatmak, kırmak, kırılmak...Tüm bunlar sıradan mı? Bir hikaye olmaya layık değil mi?
Hepimiz nefes aldıkça kendi hikayemizin kahramanıyız. Yazmaya devam ediyoruz her yeni günde. Böyle gezinirken dolduruyoruz İstanbul'un sokaklarını, meydanlarını. Böyle çarpışıyor hayatlarımız binlerce insanın hayatıyla. Kim bilir bir an yollarımız kesişmiştir bu İstanbul aşığı yazarla. Bizim bir bakışımızı, duruşumuzu, bir anlık dalgamızı yakalamış, ruhunun derinliklerine yazmıştır belki de. Belki de Mario Levi'nin hikayelerinde gizlidir bizim de anlarımız.
Sevgili Mario Levi.. Teşekkürler sana bu masalsı şehrin masalını anlattığın için biz İstanbul yolcularına..

Yorumlar
Yorum Gönder