Kuzguncuk'ta Bir Adam

 


Kuzguncuk'ta bir adam. Yürüyor koca çınarın gölgesinden... Yılların yüküne dayanıyor bastonundan yardım alarak. Adam büyük, çınar ondan büyük. Kuzguncuk sokaklarının anılarını sırtlıyor her ikisi de. Kim bilir neler yaşadı neler gördüler ömürlerince. Renkli evlerin içindeki huzuru, huzursuzluğu, hayalleri, kırıklıkları, sevinçleri, kederleri.. Yürüyor adam koca çınarın gölgesinden uzaklara doğru. Belki yaratıcısına el açmaya gidiyor ömrünün muhasebesiyle. Belki bir ekmek alma bahanesiyle dostlarıyla sohbete oturacak şimdi. Ne günlerdi diyecek geçmişi yad edecek özlemle. Nerede o eski günler diyecek? Çayından bir yudum alacak, uzaklara dalacak gözleri. O sırada yanından elindeki telefonla sosyal medyası için çekeceği fotoğrafa güzel bir arka plan arayan gençler geçecek hemen önünden. Fark etmeyecekler onu. Evlerin cumbalarına hayran hayran dalmışken. Boyaların en canlısını arıyor olacak gözü. Halbuki adam bu semtin en eski en canlı rengi, bilmiyorlar. O cumbalı evlerden birinde oturuyor o da. Çocukluğu geçti bu sokaklarda. Oyunlar oynadı çığlıklarla. Evlendi barklandı tabi. Çocuklarının geleceği  kaygısıyla çalıştı didindi yıllarca. Torunlarını ağırladı belki o evde bayramdan bayrama. Hasretini çekiyor kilometrelerce öteden. Can yoldaşı bekliyor onu evde. Günleri böyle geçiyor biraz dost sohbeti, biraz gezinti, bol özlemle. Tabi bunların hepsi romantik bir varsayım. Belki de yapayalnız bu adam. Çok sevdiği karısı gitti önce sonra çocuklar. Belki hiç evlenmedi zaten. Neden böyle bir rol biçiyoruz bilmem. Belki de sandığımız kadar masum geçmedi tüm ömrü. Zalimdi belki kim bilir. Merhametsizdi çevresine karşı her zaman. Pişman bile olmayabilir yaptıklarından. Kim için saf iyi saf kötü diyebiliriz ki? Eminim hepimiz gibi biraz kötü biraz iyiydi. 'Belki' ile başlayan tüm senaryolar bizim hayal ettiğimiz, ona yakıştırdığımız öyküler sadece. Karşıdan gördüğümüz, görmezden geldiğimiz. Arkada bıraktığımız, ardına bakmadığımız. 

Yürüyor koca çınarın gölgesinden geçerek yaşlı adam. Ne yaşadıysa yaşadı. Zar zor taşıyor artık onu bacakları. Koca çınar hışırdattı yapraklarını. Ah duyabilsek bize neler neler anlatırdı. Kulak vermek için görmek gerek önce onları. Sokağın iki yanında uzanan ağaçları, onların gölgesinde sokakları ağır ağır adımlayan adamı. 















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÜZİĞİN KÜÇÜK DEHASI: İPEK NİSA GÖKER

YAVUZ ÇETİN'E SELAM GECESİ

ADOLESCENCE- BİR ERGENLİK DİZİSİ