İnce Şeyleri Anlamak



Bu sayfanın açılmasının ilham kaynağıdır canım Gülten Akın. O zaman eşsiz şiirini iliştirelim ilkin şuraya. 

İLK YAZ

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp  kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

"Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.


Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz

Çocukluğumdan beri cezbeder beni görmezden gelinenin garipliği. Yolda yürürken basılıp geçilen küçük çiçek, yüzüne bakılmadan gidilen zavallı yavru kedi, kimsenin başını kaldırıp bakmadığı o eşsiz bulut, metroda kalabalığın telaşı içine gizlenen bir kadın hüznü...
Günlükler tuttum hep. Yazdım çokça kendimi bildim bileli. Edebiyat tarihine geçecek bir katkı sağlayacak edebi metinler değildi hiçbiri. Kendimi anlatmak istemiştim. Yaşadıklarımı, gördüklerimi hissettiklerimi kayıt altına almaktı dileğim. Bazen sadece kendimle konuşmak, hatta yazarak düşünmek, büyümek anlamı çok büyük bir işti.
Okuduğum bir kitap, dinlediğim bir şakı, okuduğum bir haber.. Tüm bunların bende uyandırdıklarını yazarak büyüdüm ben. Yazmadığım zamanlar hep bir boşluk hissi ile yaşamak mecburiyetindeydim. Öyle yoğun yaşıyordum ki durup anlamaya vaktim yoktu. Ne büyük yalan..
Durup ince şeyleri görüp anladıkça yaşıyorum oysa gerçekten. Meşhur bir kızılderili sözüdür " Çok hızlı gidiyoruz, ruhlarımız geride kaldı" İşte bu yüzden bu blog bana bir itici güç olsun. Kendi küçük molalarını arayan insanları bulur mu bilmem? Amacım bu da değil zaten. Kendime bir arşiv ve neden yaratmak istiyorum. Hepsi bu..
Şimdi yazma vakti...Şimdi yaşama vakti.. Şimdi durmak ve ince şeyleri anlamak vakti...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÜZİĞİN KÜÇÜK DEHASI: İPEK NİSA GÖKER

YAVUZ ÇETİN'E SELAM GECESİ

ADOLESCENCE- BİR ERGENLİK DİZİSİ