Ay Işığında Galata

 



Ay ışığı aydınlatıyor kulelerin en güzelini. Dolunay'ın kızıllığı Galata'nın ihtişamına karışıyor. Işıldıyor gecenin karanlığını delercesine pencereleri. Sanki 528 yazından fener olarak doğunu hatırlatıyor bize. Yılların yorgunluğu üzerinde. Yüzyılların tarihi sırtında. Ama o hala yaşına inat tüm heybetiyle dimdik ayakta. 


Taşı üstüne taş koymuş her yeni gelen. İhsan Oktay Anar'ın anlattığına göre bir martının peşine düşünce Cenevizli denizciler onun yuvası diye inşa etmişler.  İsa'ymış adı çok önceden.  Düşmanları gözetlermiş Cenevizliler en tepesinden. Osmanlılar fezayı izlemiş sonra aynı tepeden. Esirlerin çığlıkları da yankılanmış gökyüzüne uzanan duvarları içinden canım İstanbul'u alevlerden korumak için nöbete durmuş tulumbacılardan Mehmet. Kendi de nasibini almış bu kor alevlerden. Nice kez yanmış, yıkılmış. El vermiş yeniden yükseltmiş dostları onu. Selvi boyuyla yükselirken tarihi yarım adanın en güzel köşesinden gönlünü kaptırmış deniz aşırı nazlı bir güzele. Öyle diyor Bedri Rahmi. Ondan dinleyelim bu romantik aşk hikayesini;

"İstanbul deyince aklıma kuleler gelir

Ne zaman birinin resmini yapsam, öteki kıskanır.

Ama şu Kızkulesi`nin aklı olsa

Galata kulesine varır.

Bir sürü çocukları olur."

Derler ki Hazarfen kanat takıp uçmaya karar verince omuz istemiş Galata'dan. Elbette demiş Galata yalnız senden tek ricam; iletiver şu sevda mektuplarımı Kız kulesine karaya varmadan. "Hay hay" demiş Hazarfen. Rivayet odur ki onu Üsküdar'a kadar kanatlandıran biraz da bu aşkın deli rüzgarıdır. Boğazın suları engelse de kavuşmalarına, karşılıklı bakışmaları miras kalır biz İstanbullulara. 

Ah Galata canım Galata.. Her ne kadar yıllar boyunca şehr-i İstanbul'un tüm güzelliğini seyre dalsa da zaman zaman acının da beşiği olmuş buluyor kendini. Hayattan vazgeçip ölümün boşluğuna salınıveriyor niceleri. Bu acıya şahit olduğuna mı sebep olduğuna mı üzülsün Galata kulesi. Bu ölümlerin şiirle tarihe geçeni Vedat Oğuzcan'ın intiharıdır. Oğlunun acısını dizelerine şöyle yansıtmıştır Ümit Yaşar, öyle ki okuduktan sonra bize edecek bir söz kalmaz...

"Galata Kulesi

6 Haziran 1973

Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesi’nden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam benim oğlumdu...


Gencecikti Vedat
Işıl ışıldı gözleri
İçi
Bütün insanlar için sevgiyle doluydu
Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
Zaman durdu
Bir adam düştü Galata Kulesi’nden
Bu adam benim oğlumdu

“Açarken ufkunda güller alevden”
Çıktı, her günkü gibi gülerek evden
Kimseye belli etmedi içindeki yangını
Yürüdü, kendinden emin
Sonsuzluğa doğru
Galata Kulesi’nde bekliyordu ecel
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak
Ölüm yolcusunun son arzusu buydu

Bir adam düştü Galata Kulesi’nden
Bu adam benim oğlumdu
Küçüktü bir zaman
Kucağıma alır ninniler söylerdim ona
“Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni”
Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat

6 Haziran 1973
Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat”..."



Adamlar düşüyor Galata'dan, adamlar çıkıyor Galata'ya. Başlarını kaldırıyor göğe endamını görmek isteyenin. Kadim bir tarihe davet ediyor yüzlerce yıllık taşları duymak isteyenin. 

Ay ışığı aydınlatıyor Galata kulesini. Daha bir göz alıcı şu yakışıklı kubbesi. İstanbul'un en eski dostlarından biri. Selam vermeden geçmek ne mümkün, ondan gözleri kaçırmak imkansız. Biz de son selamımızı güzel bir şarkı ile verelim. Gemiler gibi geçip giden hayatın içinden taş taş üstüne ayakta duran Galata'mıza vapurdan el sallayıp öyle geçelim. Bir gün mutlaka yanı başına oturup hallerini dinleyelim.. 











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MÜZİĞİN KÜÇÜK DEHASI: İPEK NİSA GÖKER

YAVUZ ÇETİN'E SELAM GECESİ

ADOLESCENCE- BİR ERGENLİK DİZİSİ